"Çağ, enflamasyon çağıdır."

ASLI TÜR / 24 Haziran 2020

Günümüzde karşılaştığımız birçok kronik hastalığın temelinde esasında sistematik ve kronik enflamasyon yatıyor.

İstatistiklere bakarsak;

. Amerikan toplumunun %60’ının bir kronik hastalığı var.

. Bunların %40’ının birden fazla tanısı konulmuş hastalığı var.

. 50 milyon Amerika’lının otoimmun rahatsızlığı var, neredeyse toplumun yarısı diyabet veya prediyabet hastası.

. Dünyada her 40 saniyede bir, bir kişi kalp krizi geçiriyor.

. Kanser, dünya çapında ikinci ölüm sebebi.

. Her 5 Amerikan çocuğundan biri (3-17 yaş) teşhisi konmuş zihinsel, duygusal veya davranışsal bir bozukluk taşıyor.

. Her 59 çocuktan 1 tanesi otizm spektrumunda.

 

Liste devam ediyor.

 

Hayatlarımız, ne kalitesiz olduğunu farkedecek aydınlığa dahi sahip olamadan, bir kronik rahatsızlık penceresinden, enflame olmuş, pusulanmış zihnimizin yorumlamasıyla, önümüzden akıp geçiyor.

 

Evet çok fazla işlenmiş gıda tüketiyoruz ve çok toksik bir dünyada yaşıyoruz. Yenidoğan bebeklerin kordon kanında 200’den fazla belirlenmiş toksik madde bulunduğu bir çağdayız.

 

Doğarken, eksideyiz.

 

Çocuklarımızın biçilen ömür süresinin, kendi neslimizden az olacağının öngörüldüğü ilk çağda yaşıyoruz.

 

Özümüzden, gerçeğimizden, DNA’mızdan ve karnımızın içinde doğru olarak bildiğimizden bambaşka bir ortama mütemadiyen uyumlanmaya çabalıyor, bu yıkımın sistemimizde yarattığı tahribatı hayal edemiyoruz.

 

Çiçekler çölde açamıyor.

 

Bize dağlar, denizler, kendi mikrobiyatasını cömertçe paylaşan ormanlar, bilgeliği konuşan ağaçlar ve doğa döngüsüne saygı ile hazırlanmış yiyecekler gerek. Güneşi görmemiz, toprağı ellememiz, ormanı koklamamız gerek.

 

Hayatın formülü esasında çok basit, ama gözlerimiz öyle puslu, öyle buğulu ki, görmekte oldukça zorlanıyoruz.

 

Bedenlerimiz tahminimizin çok ötesi bir bilgeliğe ve zekaya evsahibi. -Mış gibi olan şeyleri ve kişisel özerkliği hiçe sayan basmakalıp yöntemleri bir kenara bırakıp, öze, doğaya, gerçek gıdaya, bedenimizin kendine iyi geleceğini fısıldadığı şeylere kulak vererek, kendimizi bu döngüden çıkarabiliriz.

 

Sofralarımızı, sevgi ile hazırlanmış gıda çevresinde, titreşimizi yükseltecek gıdalar ve insanlarla çevreleyip içimizde, karnımızda bildiğimiz o güzelliğe dokunabiliriz.

 

İçe, öze dönük çalışmalarla, meditasyonla, oryantasyonla kendi pusulamızı kendimiz yavaş yavaş tamir edebilir, bu enflamasyon çağında merkezinde yaşayabilme gücünü içimizden bulup çıkarabiliriz.

 

Çünkü hastalığın sebebi sadece hazır gıdalar değil.

 

Doğadan koptuk.

Kimyasallara mağruz kaldık.

Yapay ışıklı ofislere hapsolduk.

Toplumlarımızdaki ermiş, bilmiş kişilerin izini, bilgeliğini kaybettik.

Gıda hazırlamayı mutfağımızdan çıkarıp, fabrikalara soktuk.

Hastalandıkça hızlı ve standart ilaç tedavilerinden umut bekledik.  Bunun bedenin bir seslenişi olduğunu, tasavvur edemedik.

 

Kendimiz olmayı, özel olduğumuzu, bedenimizin içinde güzel ve evde hissetmeyi, sinir sisteminin çarkında dönerkenki ahengini, hepsini unuttuk.

 

Birbirimize el verip, hatırlatalım mı? Bu enflamasyon çağının kilidini, birlikte kıralım mı?

X
X
Aşağıdaki formu doldurarak Ücretsiz Bilgilendirme Görüşmesi talebinde bulunabilirsiniz.