Hayret & Hayranlık

ASLI TÜR / 24 Haziran 2020

Dünyamız büyük bir dönüşümden geçiyor.

 

Tarihin tekerrürü, doğanın akılalmaz zekasının ürünü.

 

İnsanoğlu içine bir şekil düştüğü, dokunulmazlık sanrısından uyanmak zorunda. Yaşamın, gezegenin ve bildiğimiz bedensel varolmanın koşulları, her geçen gün fabrika ayarlarına uyumlanma çabasında.

 

Bu gezegende, bu zaman diliminde, bu varoluşta vuku bulmak; hakkıyla yaşamaktan, doğaya, tüm canlılara ve birbirimize olan bağımızı her geçen gün hatırlamaktan, ve bu bilgeliği genç nesillere geçirme sorumluluğunu almaktan geçiyor.  Bilginin çok fazla, ama bilgeliğin çok yetersiz olduğu bir çağdayız.

 

Kendi döngülerimizi doğanınkiyle uyumlamak, onun sunduklarını, sunduğu şekile saygısızlık etmeden hazırlayarak bedenlerimizi beslemek, doğaya, besine, gıdaya, hayvana, insana, ayırt etmeksizin aynı yumuşaklık ve hayranlık ile dokunmak, gerekiyorsa bu hayranlık hissini kalbimizin derinliğine kilitlemek ve onu hakkıyla ne pahasına olursa korumak gerekiyor.

 

Birkaç yıl önce izlediğim bir Deepak Chopra konuşmasında, “Be astonished,” diyordu.  “…if you are not bewildered, or astonished by your existence, you’re taking everything for granted.  But if you are astonished, and bewildered, you’re also grateful, and when you’re grateful, you will do wondrous things, not only for yourself, but for all of life.” — “Hayret içinde olun, hayranlık içinde olun, çünkü eğer varoluşunuzla ilgili hayranlık dolu değilseniz, hayatı hafife almışsınızdır, kanıksamışsınızdır.  Hayret ve hayranlık dolu olursanız, aynı zamanda müteşekkir olursunuz ve müteşekkir olduğunuzda sadece kendiniz için değil, tüm yaşam için muhteşem şeyler yaparsınız.”

 

Bu hikaye hep benimle.  Evrenin nasıl bir uzantısı olduğumuz, yıldız tozu varoluşumuz, toksin yükümüz artıp mineral dengemiz bozulduğunda ve doğadan koptuğumuzda ortaya çıkan hastalıklarımız, hepsi bize bir nevi öze dönme sinyalleri.  Beden konuşuyor, doğa bağırıyor, kulak veriyor muyuz?

 

Günlerdir okuyorsunuzdur: ellerinizi yıkayın, bağışıklığınızı güçlendirin, takviyeleri eksik etmeyin. Strese, korkuya kapılmayın.

 

Bunların geldikleri yer dönüp dolaşıp aynı kapıya çıkmıyor mu? Peki, bağışıklığımızı nasıl güçlendireceğiz?

 

               Optimal mineral dengesi (gıdaları doğada bulunduğu haliyle tüketmek, çok fazla sterilize etmeyerek mikrobiyatanın dengesine vesile olmak)

               Sinir sistemi regülasyonu (korku yerine sevgi merkezinde olmak)

               Gıdaları, midemizi değil, hücrelerimizi besleyenlerden seçmek

               Temiz hava almak, güneşi görmek, hareket halinde olmak, enerji akışına alan yaratmak

               Bütün olduğumuzu hatırlamak, yardım etmek, dolayısıyla endorfin/ serotonin üreterek doğal direnç geliştirmek

               Bağışıklık sistemimizin %80’e yakını bağırsaklarımızda - doğalda, doğada kalarak bağırsak duvarı bütünlüğümüzden ödün vermemek

               Temizlenmesi gereken alanlarda kimyasal bazlı ürünlerdense doğal içerikli olanları tercih ederek ekosistemin zekasına saygı göstermek.

 

Bu hastalığın bildiğimiz anlamda bir ilacı henüz yok ama esasında yaşamın ilacı hepimizin elinde.  Çareyi dışarda aramak gerekmeden içimizde bulabilsek, cevapları bedenimiz fısıldarken onu işitebilsek, doğal olanı karşımıza alacağımıza ona sırtımızı dayayabilsek, birlikte yaşamı korusak, dengeden çıkan taşlar yavaş yavaş yerine otursa? Ah bunun bir yolu olsa?


Ya varsa? 

X
X
Aşağıdaki formu doldurarak Ücretsiz Bilgilendirme Görüşmesi talebinde bulunabilirsiniz.